it's just a postcard

çünkü burası benim. dükkanın önünde oturan esnaf gibi düşün.

üç yapraklı yonca. 

Son zamanlarda karşılaştığım en ilginç görsel, benim için tabii. Bir de özellikle İngiltere’de sınıf farklılığı bir kast sisteminden çok daha zormuş gibi geliyor bana, ama sanki bu görsel biraz yumuşatmış. 

yarın gece.

pırıl pırıl bir yolculuk olsun.

bence bazı popolar tam popo gibi, popili gibi, poporo gibi. 

It deserves, because of my honesty.

                Bu gece, yılbaşından kalmış yarım şişe şarabı hak ediyor. Bir elma dilimleyeyim, bir avuç da kuru üzüm var. Çok güzel. Bir de güzel bir play list bulayım, dur bakayım. Hmm, İspanyolca bir mix buldum bir tane. Her şey çok güzel. Şimdi bu maddelerden uzaklaşayım biraz, konuşacak güzel şeylerim var.

                ‘Hayat garip,’ dedi. ‘fakat her iki anlamda da garip, ve garip olduğu kadar sıradan. Belki de sıradan olduğu için garip, yahut garip olduğu için sıradan. Bazı insanların gariplikleri sıradan, bazılarının sıradanlıkları garip.’ Konuştuk böyle, bir otobüslük yol boyu. O anlattı, ben anlattım. Bir şeyleri bir şeylere benzettik, benzetmelerimizden ne anladığımızı anlattık. Ekledik, üst üste bir sürü ekledik. Sonra renkten bahsettik, maviden. En sevdiğimiz renkten. Kelimelerden de bahsettik. Genelde yaparız zaten bunu, harflerden, harflerin şekillerinden, ışıktan, renkten, sesten.. küçük olan her şeyden.

                Sonra yol bitti, indik otobüsten. Hani inmese, otobüs onu evinin önünde bırakacak, ama indi işte. Beni bırakıp yürüyecekmiş. ‘Hava soğuk’ dedim, ‘Açılırım’ dedi. İşte diyemedim bir şey, mutlu olmadım değil hani.. aklımda başka plan var.

                İndik otobüsten, yürüdük biraz gideceğim yere kadar. Yol üstü önemli, bir apartmanın bahçe demiri. Önünde de bir kocaman ağaç var. Oraya oturmuştuk, hem de bütün gece uyumamışken sabahın saat 8’ine doğru. Dünyaları konuşmuştuk. Yine oturduk oraya. Aynı yerlerimize. Döndüm, ona baktım. Gözleri hala aynıydı, pırıl pırıl. Gülmeye başladık, sarıldık sonra. Oraya ilk oturduğumuzda bunu yapamazdık. Konuşmadık, sarıldık. Öptük sonra birbirimizi. Kalktık, tekrar sarıldık. Sonra ben gittim, arkama baka baka, ona baka baka. O da içeri girmemi bekledi, sonra gitti.

                Gittikten sonra bitmedi tabii ki, birbirimize bildiğimiz başka bir dilde güzel dileklerimizi ilettik. Sonra pijamalarımı giydim. Birazdan da uyurum zaten. Aa şarap vardı yahu, içeyim bir yudum.

                Galiba şişenin ağzını tam kapatamamışım, leş gibi olmuş. Yeşil çay yapayım ben.

p.s: arkadaş ben anlamıyorum bu alkol işinden, zaten dayanıklı da değilimdir. İşte bir bardak şarap içeyim dedim, leş gibi olmuş. Neyse. Haydi, sağlıcakla.

riverofbones:

vintage & models ❂